Yapay Zeka Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Kevin Crane / 3 Temmuz 2026 / Çeviren: Nezih Kazankaya

YZ işimi elimden alacak mı?

İstatistiksel olarak… hayır, ama bunu bilmenize gerek yok.

YZ’nın işleri ortadan kaldırma kapasitesi, teknoloji şirketlerinin elitleri tarafından büyük ölçüde abartılmış ve hem politikacılar hem de medya kuruluşları tarafından eleştirel bir şekilde değerlendirilmeden kabul edilmiştir; ancak bunun için gerçekte hiçbir kanıt yoktur. Tersine, YZ teknolojilerinin bu konuda sürekli olarak başarısız olduğuna ilişkin giderek artan kanıtlar mevcuttur.

YZ’yı güçlendiren araçların vaadi (veya tehdidi), büyük dil modelleri (LLM’ler) gibi üretken araçların o kadar çok çıktı üreteceği ve insan emeğini gereksiz hale getireceği yönündeydi. Bu vaat birçok açıdan başarısız oldu. Bunların en temel olanı, üretken sistemlerin ürettikleri şeyleri gerçekte anlamamalarıdır: bunlar sadece bir girdiyi tarayan, üzerinde bir hesaplama yapan ve ardından insanların yarattığı gerçek şeylerin analizlerine dayanarak bir insanın vereceği en olası yanıtın tahminine dayalı bir çıktı döndüren sayı makineleridir.

Yeterli miktarda birikmiş veri ve işlem gücüyle, hesaplamalar genellikle çok karmaşık olabilir ve gerçek içerik açısından analiz edilmedikleri sürece ikna edici görünen sonuçlar üretebilir. Ancak, bu projeler hiçbir zaman gerçek bir incelemeye tabi tutulmayacaksa, pek bir işe yaramazlar ve işte sınırlamalar burada devreye girer.

LLM’leri, büro, idari veya uzman personelin görevlerini yerine getirmek için kullanmaya çalışmak, sıklıkla son derece saçma sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin, bir avukata ihtiyaç duymadan yasal bir belge yazmasını bir LLM’den istemek, uygun bir dilde yazılmış gibi görünen ancak yanlış referanslar ve kurgusal ayrıntılarla dolu bir belge ortaya çıkaracaktır. Bunun nedeni, LLM’nin doğruyu aktarmak ile yalan yazmak arasındaki farkı bilmemesidir; kelimeler onlar için sadece bir veri noktası dizisidir. Bu nedenle, resmi belgeler hazırlamak için LLM kullanan bir kişinin, sistemin çıktısını inceleyerek sözde “sanrıları” (daha doğru bir ifadeyle hataları) ayıklaması gerekir; bu da, sistemin başlangıçta sağladığı varsayılan verimlilik artışını büyük ölçüde ortadan kaldırır ya da azaltır. Sonuç olarak, YZ’nın kurumsal verimlilik üzerinde göze çarpan bir etkisi olmamıştır; bu durum, şirketlerin uzun vadede bu teknolojileri işten çıkarmalar için nasıl kullanabileceğini anlamayı zorlaştırmaktadır.

Kültür ve eğlence sektöründe de işverenler için durum pek de iyi sayılmaz. YZ ile üretilen içerikler, tüketici kitlesi tarafından genellikle çok kolay fark ediliyor ve bu içeriklere tepkileri son derece olumsuz oluyor. Piyasa araştırmaları, izleyicilerin üretken YZ kullanılarak üretilen filmleri, kitapları, dizileri ve video oyunlarını reddettiğini sürekli olarak gösteriyor. Aslında, medya üretiminde YZ kullanıldığına ilişkin bir söylenti bile potansiyel tüketiciler için büyük bir caydırıcı unsur; halkın “kalitesiz” içerikten duyduğu nefret bu kadar büyük. Şirketlerin birkaç yıl önce işçilere ihtiyaç duymadan kârlı ürünler üretebilecekleri umudu, tamamen bir yanılsama olduğu ortaya çıktı.

YZ teknolojilerinin esas olarak kullanıldığı amaç, çalışanları kişisel verimliliklerini artırmaya zorlamaktır; ‘iş kıyameti’* ise gerçek bir durumdan ziyade, çalışanları boyun eğmeye zorlamak için uydurulmuş bir hayalet gibidir.

YZ’nın insanlık için herhangi bir değeri var mı?

Bu soruyu cevaplamak zor çünkü aslında ‘YZ’ olarak adlandırılabilecek belirli bir teknoloji veya ürün yok. YZ, arama motorları, öneri algoritmaları, konuşma tanıma sistemleri, otonom robotlar, üretken araçlar ve oyun içi zekâ gibi veri odaklı sistemleri bir araya getirmek için kullanılan bir pazarlama terimidir. Bu şeylerin birbirleriyle, ‘YZ’ olarak pazarlanmaları dışında, çok az ilgisi vardır.

Bu şeylerden herhangi biri insanlığa fayda sağlayabilir mi? Evet, makul derecede hayal gücü olan bir kişi bunların hepsinde pratik kullanım alanları bulabilir. Kapitalistlerin iddia ettiği şeyi (yukarıya bakınız) sağlamayan LLM’ler gibi üretken sistemler bile, büyük veri araştırması ve analizine uygulandığında aslında çok faydalı uygulamalara sahiptir. Sadece pazarlandıkları amaç için o kadar da iyi değiller.

Teknoloji temelde sosyaldir: sahip olduğu etki, onu kimin kullandığına ve niyetine bağlıdır. Şu anda teknolojiyle ilgili yaşadığımız sorunlar, milyarder sınıfı tarafından yönetilen aşırı güçlü şirketlerin kontrolünde olmasından kaynaklanmaktadır.

YZ kendi bilincini geliştirebilir mi?

Hayır. Sonraki soru?

Tamam, sanırım bu soruya cevap verilmesi gerekiyor, çünkü sık sık bir kavram olarak öne sürülüyor. Bilinçli veya ‘genel’ zekâ, yazılım tabanlı karar verme sistemlerinin insan zihninin çalışma şekline benzer olabileceği teorisinden kaynaklanan, yaygın olarak kuramsallaştırılmış ancak tamamen kanıtlanmamış bir düşüncedir. Beyinlerin nasıl işlediğine ilişkin anlayışımız hala o kadar eksik ki, doğru olsa bile bunu doğrulamanın gerçek bir yolu olmazdı, ancak bilgisayarların nasıl çalıştığını biliyoruz ve beyinlerden çok, çok farklılar.

YZ’nın, bir tür bilinç gibi davranacak kadar gelişmiş olduğunu iddia etsek bile, bunun bir insan bilincine eşit veya onunla karşılaştırılabilir olacağını söylemek, ne kadar incelersek o kadar saçma bir düşünce haline gelir. İnsan bilinci, uyaranlara basit bir tepkiden daha fazlasıdır. İnsan zekâsı, yaratıcı ve bildiğimiz kadarıyla benzersiz bir olgudur; özgün düşünceler üretebilir ve ortaya çıkarabilir. Ünlü teknoloji eleştirmeni Emily Bender’in de belirttiği gibi, YZ aslında özgün hiçbir şey yapmaz ve basit bir matematiksel hesaplamaya dayanarak insanların çıkardığı sesleri yeniden üreten bir ‘rastgele papağan’ olarak daha iyi tanımlanabilir. Tıpkı gerçek bir papağanın, ne anlama geldiklerine ilişkin en ufak bir düşüncesi olmadan insan seslerine benzeyen sesler çıkarması gibi.

Gelişmiş bilgisayar sistemlerinin bilinçli hale geldiği düşüncesinin ısrarla sürdürülmesinin ardında aslında iki şey yatıyor. Bunlardan biri eski moda bir arzu tatmini: YZ sistemlerinin tasarımcıları, popüler kültürden bilinçli makineler düşüncesini benimsemiş ve bu nedenle farkında olmadan üzerinde çalıştıkları sistemleri sanki bilinçliymiş gibi tasarlamaya yönelmişlerdir – yani, ön yargılarına dayalı bir yanılsama yaratmışlardır. Bu durum, birçok YZ platformundaki arayüzün sizinle sohbet ediyormuş gibi davranmasına neden olur; oysa arayüzü daha doğrudan ve açıkça makine benzeri hale getirmek kesinlikle daha verimli olurdu.

Ancak diğer bir faktör de propaganda. Teknoloji endüstrisi, YZ’nın gelecekte neler yapabileceği veya neler başarabileceği hakkındaki yaygın endişeleri, şu anda neler yaptığı hakkındaki tartışmaları tamamen ortadan kaldırmak için bir silah olarak kullandı. Elon Musk ve Sam Altman, YZ projeleri hakkındaki tartışmaları, Terminator tarzı bilinçli makinelerin bilim kurgu tehlikelerine yönlendirmeyi, devasa veri merkezi komplekslerinin şu anda gerçek hayatta neden olduğu ekonomik ve çevresel zararlar hakkında açık ve ciddi tartışmalar yapmamıza izin vermekten çok daha faydalı buluyorlar.

YZ düzenlenebilir mi?

YZ ile ilgili tüm teknolojiler düzenlenebilir, ancak bu siyasi bir mücadele ve şu anda bizim tarafımız bu mücadeleyi kaybediyor.

Teknoloji sektörü, muazzam servet birikimini ve yerleşik politikacılarla olan derin bağlantılarını kullanarak hükümetlerin kendisini yönetmesini engelliyor. Nitekim şu anda hükümetler, aşırı bir özelleştirme hamlesiyle devletin kilit işlevlerini teknoloji şirketlerine seve seve devrediyor.

İngiltere’de bunun özellikle çok tehlikeli bir örneğini yaşadık. Londra Belediye Başkanı Sadık Han, son derece itici bir teknoloji şirketi olan Palantir’in Metropolitan Polisi ile büyük bir sözleşme imzalamasını engellemeye çalıştı. Han’ın diğer eksiklikleri ne olursa olsun, bu girişimindeki motivasyonu son derece haklıydı: Palantir, Amerikan askeri-sanayi kompleksiyle derin bağları olan, adı kötüye çıkmış ırkçı ve otoriter patronlardan oluşan ve başında adı kötüye çıkmış, hoş olmayan tuhaf bir tip olan Peter Thiel’in bulunduğu bir şirkettir.

Han üzerinde siyaset, medya ve iktidar çevrelerinin tüm gücüyle baskı uygulandı; o da boyun eğerek Palantir’in ihaleyi almasına izin verdi ve bu karanlık şirkete milyonlarca Londralıyı gözetleme ve inceleme imkânı tanıdı. Bu şirketlerin kurumlarımıza yönelik giderek genişleyen etkisine karşı mücadele edecek bir siyasi harekete acilen ihtiyacımız var.

YZ patlaması sona erecek mi?

YZ sektörünün, er ya da geç patlaması neredeyse kesin olan klasik bir kapitalist balon olduğu yaygın olarak kabul görmektedir. Kapitalizm yüzyıllardır balonlar üretiyor ve bunların çoğunun benzer özellikleri var: Belirli mallar, kapitalist tüccarlar tarafından aşırı değerleniyor ve sonunda bunlara harcanan paranın gerçek, ölçülebilir kârlar olarak elde edilemeyeceği bir noktaya ulaşılıyor.

YZ sektörü, piyasa çöküşüne karşı savunmasızlığını özellikle keskin hale getiren bazı özelliklere sahiptir. Bunlardan biri de çevresel sürdürülemezliğidir: Teknoloji şirketlerinin daha fazla yatırım çekmek için sürekli genişleme talebi, gerçekliğin fiziksel sınırlarına takılmaktadır. Büyük Altı şirket geçen yıl o kadar büyük yeni bilgisayar kapasitesi planları açıkladı ki, tüm dünyada üretilen elektrik bile bunları karşılamaya yetmiyordu!

Bu ilk sorunla bağlantılı olarak, ikinci sorun ise YZ’nın ölçeğini sürekli genişletme arzusunun, önceki sektörlerin çoğunun yapabildiği ancak YZ’nın yapamadığı bir şeyden olumsuz etkilenmesidir: ölçek ekonomisi sağlamaması. Neredeyse her türlü ürün, üretim miktarı arttıkça birim başına daha ucuz hale gelir; çünkü üretim harcamaları ve marjinal maliyetler, diğer maliyetlere kıyasla giderek daha az önemli hale gelir. Bu durum, fiziksel ürünler üretiyorsanız çok açıktır – örneğin, ataş yapmak için bir makine geliştirdiyseniz, bu makineyi yüz adet yerine yüz bin adet ataş yapmak için kullanırsanız yatırım maliyeti çok daha ucuz görünür – ve bu kural genellikle yazılım ürünleri için de geçerlidir. Microsoft, Windows’u yüklü olduğu her bir bilgisayar için yeniden geliştirmek zorunda değildir; dolayısıyla sattıkları her lisans, neredeyse hiçbir ek maliyet olmadan onlara daha fazla gelir sağlar.

Buna karşılık, bir YZ ürününün çıktı maliyeti, üretilen çıktı miktarıyla orantılı kalmaya devam ediyor. Birisi YZ’dan her talepte bulunduğunda, bunların çoğu veya birçoğu aynı talebi yapsa bile, sistemin tam kapasiteyle çalıştırılması, enerji tüketimi ve donanım üzerinde aynı yoğunlukta talep oluşturması gerekiyor. Bu, sektör sonsuza dek büyümeye çalıştıkça, maliyetlerinin de bu büyümeyi karşılayacak şekilde artması anlamına geliyor. Bu durum, 2000’li yılların dot.com ve emlak balonları da dâhil olmak üzere önceki aşırı ısınmış sektörlere kıyasla, toplam sürdürülemezlik noktasına daha da yaklaşıyor.

Yani hayır, teknoloji şirketleri eskisi gibi devam edemezler; hatta büyük şirketler çoktan, en abartılı ürünlerinden bazılarını sessizce azaltmaya başladılar. Örneğin, OpenAI’nin büyük yankı uyandıran Sora 2 video oluşturma uygulaması, sadece altı ay sonra kapatıldı; çünkü halkın bu uygulama ile oluşturduğu her bir son derece aptalca video, şirket için doğrudan bir maliyete dönüşüyordu.

OpenAI gibi şirketler, devasa borçları ve sıfır kar marjları nedeniyle bu dünyada çok uzun süre ayakta kalamayabilirler. Buradaki tehlike, bu işin içinde olan kapitalistlerin devlet, hükümet ve diğer kurumlarda ele geçirdikleri gücü, gezegenimize ve toplumumuza zarar vermeye devam etmek için kullanacak olmalarıdır.

* İş kıyameti (Job apocalypse), YZ ve gelişen otomasyon teknolojilerinin gelecekte insan gücünün yerini alarak çok büyük ölçüde toplu işsizliğe yol açacağı senaryosunu ifade etmektedir.

https://www.counterfire.org/article/frequently-asked-questions-about-ai/

Scroll to Top