
Karen Hao ve Heidi Swart / 19 Nisan 2022 / Çeviren: Nezih Kazankaya
Bu öykü, YZ’nın yeni bir sömürgeci dünya düzeni yarattığı düşüncesine dayanan MIT Technology Review‘un YZ sömürgeciliği serisinin ilk bölümüdür. MIT Knight Bilim Gazeteciliği Burs Programı ve Pulitzer Merkezi tarafından desteklenmiştir.
Thami Nkosi, bir zamanlar iki Nobel Barış Ödülü sahibinin, Güney Afrika’nın ilk siyah başkanı Nelson Mandela’nın ve apartheid karşıtı aktivist ve ilahiyatçı Desmond Tutu’nun yaşadığı bir sokaktaki elektrik direğinin tepesindeki muhbir siyah kutuyu işaret ediyor.
Nkosi, her zaman böyle olduğunu söylüyor. Önce fiber optik; sonra da güvenlik kameraları. Kameralar, video görüntülerini insanlar ve algoritmalar tarafından izlenebilecekleri bir kontrol odasına aktaracak güvenli bir bağlantı olmadıkça hiçbir işe yaramaz.
Burası, Johannesburg’un tarihi bir banliyösü olan Soweto’daki Vilakazi Caddesi. Johannesburg, küresel gözetim endüstrisinden etkilenen ve karşılığında onu etkileyecek benzersiz bir Güney Afrika gözetim modelini doğuran, genişleyen bir mega kent. Sivil haklar aktivistleri, bunun şimdiden dijital bir apartheid’ı körüklediğini ve insanların demokratik özgürlüklerini ortadan kaldırdığını söylüyor.
Beş yıl önce bu mümkün olmazdı. Ne şehrin altyapısı ne de mevcut video analiz sistemleri, gerekli ölçekte görüntü gönderme ve işleme kapasitesine sahipti. Ancak daha sonra fiber optik ağ yaygınlaştı, YZ yetenekleri gelişti ve yurtdışındaki şirketler, bir fırsat görerek en yeni gözetim teknolojilerini ülkeye getirmeye başladı. Yüksek suç oranının baskısı altında şekillenen yerel güvenlik sektörü, bu seçenekleri benimsedi.
Sonuç olarak, merkezi, koordineli ve tamamen özelleştirilmiş bir kitlesel gözetim operasyonu hızla oluşturuldu. Ülke çapındaki CCTV ağını kuran Vumacam şirketi, hâlihazırda 6.600’den fazla kameraya sahip ve bu sayı artmaya devam ediyor; bunların 5.000’den fazlası Johannesburg’da yoğunlaşmış durumda. Çektiği video görüntüleri, ülke genelindeki kontrol odalarına aktarılıyor ve bu odalar daha sonra plaka tanıma gibi her türlü YZ aracını kullanarak nüfus hareketlerini izliyor ve bireyleri tespit ediyor.
Yıllar geçtikçe, giderek artan sayıda uzman, YZ’nın etkisinin sömürgecilik tarihinin kalıplarını tekrarladığını savunuyor. Sömürgecilik mirasının bolca bulunduğu Güney Afrika’da, YZ gözetiminin sınırsızca kullanılması, toplumları geleceğe taşıyacağı vaadinde bulunan bir teknolojinin onları nasıl geçmişe geri göndermekle tehdit ettiğine dair yalnızca bir örnek teşkil ediyor.
Turistik cazibesiyle göz kamaştıran Vilakazi’den iki sokak ötede, çoğunlukla siyahi nüfusun yaşadığı Soweto’nun geri kalanı hâlâ yoksul ve altın madenciliği endüstrisinin zehirli atıklarından oluşan tepelerle çevrili.
Soweto’da doğup büyüyen Nkosi, 15 yıldır her türlü adaletsizliğe karşı mücadele ediyor: cinsiyete dayalı şiddet, su ve kanalizasyon eksikliği ve en son olarak da sivil özgürlükleri tehdit eden kitlesel gözetim. Yaşadığı topluluğa kimyasal madde sızdıran devasa yığınların yanından geçerken, acıdan çok eğlenmiş gibi görünüyor.
“Henüz ölmemiş olmama şaşırdım,” diyor.
Şimdiye kadar Soweto, yoksulluğu nedeniyle kameralardan uzak kalmıştı. Vumacam başlangıçta kameraları, para ödeyen müşteriler bulabileceği yerlere yerleştirmişti. Sıkışık sokaklar otoyola, otoyol da varlıklı bölgelere doğru ilerledikçe, bu kurulumlar görünür hale geliyor: ortasında kalın, yuvarlak diskler bulunan çelik grisi direkler üzerinde, yarasalar gibi asılı duran ve bakışlarını yollara dikmiş CCTV kameraları kümeleri.
Johannesburg’un lüks bir banliyösü olan Rosebank’a vardığımızda, direkler sayamayacağımız kadar hızlı bir şekilde betondan fışkırıyordu. Bir alışveriş merkezinin yanında, artık yürüyerek ilerleyen Nkosi durdu ve en yeni eklentiye, diğerlerinin dört katı büyüklüğündeki bir kameraya hayretle baktı.
“Bu ilk kez oluyor—o kocaman, kocaman şey—bunu ilk kez görüyorum,” diye heyecanla kekeliyor. “Bu kesinlikle yüz tanıma,” diye tahmin ediyor; yani kameranın bu teknolojinin çalışması için yeterince yüksek çözünürlükte video kaydedebildiğini kastediyor. “Aman Tanrım. Olamaz, olamaz.”
Bu spekülasyonlar hakkında sorulan soruya Vumacam, yüz tanıma teknolojisini kullanmadığını ve teknoloji yeterince düzenlenene kadar kullanmayı düşünmeyeceğini söylüyor. Vumacam CEO’su Ricky Croock, “Herhangi bir sağlayıcıdan gelen mevcut yüz tanıma teknolojisinin etik kullanım için yeterince güvenilir olduğuna inanmıyoruz” diyor.
Dünyanın en büyük yüz tanıma teknolojisi sağlayıcısının Güney Afrika’daki iştiraki olan NEC XON, şirketlerin iki yıl önce Vumacam’ın platformuna bu özelliği eklemek üzere ön görüşmeler yaptığını belirtirken, kameraların bu teknolojiye uygun olmadığını da ekliyor; Vumacam da bunu doğruluyor.
Belki geliyor, belki gelmiyor. Özelleştirilmiş bir kamu gözetim modelinin özelliği de bu zaten. Bunu bilmek gerçekten çok zor.
Rob Nichol’ın ilk göstermek istediği şey kontrol odası. Ortak ofis alanının hemen yanındaki koridorda, özel güvenlik şirketi AI Surveillance’ın CEO’su, duvarlarına ekranlar yapıştırılmış devasa bir odanın kapısını açıyor.
Ekranlarda, şirketin izlemekle görevlendirildiği şehir genelindeki kameralardan gelen görüntüler yayınlanıyor. Bunlar da çoğunlukla görsel amaçlı. Asıl olaylar aşağıda, iki sıra bilgisayarın üzerinde gerçekleşiyor; burada çalışanlar Vumacam’ın Proof 360 yazılım platformunu izliyor.
Proof 360, aynı anda düzinelerce video akışını göstermek yerine, YZ ve diğer analiz yöntemlerini kullanarak yalnızca güvenlik uyarılarını tetikleyen görüntüleri gösterir. Bunlar arasında plaka tanıma ve “alışılmadık” aktivite tespiti sistemleri de bulunur.
İkincisi, aslında Avustralya ordusu için geliştirilmiş olan iSentry adlı bir şirket tarafından sağlanmaktadır. Yazılım, her kameranın “normal” davranışı öğrenmesi için 100 saatlik görüntü üzerinde eğitim alır ve ardından olağan dışı kabul edilen her şeyi işaretler. Her kamera ayrıca ek olarak önceden tanımlanmış kurallarla da yapılandırılabilir. Örneğin, insanların asla geçmemesi gereken bariyerler ve arabaların asla durmaması gereken bölgeler programlanabilir.
İlk sıradaki bir izleme istasyonunda, uyarılar bir güvenlik görevlisinin ekranında tek tek beliriyor. Birinde bir adam koştuğu için, diğerinde bir kadın koridorda mesajlaşırken durduğu için, üçüncüsünde ise bir kadın arabaya çok yaklaştığı için uyarı almış. Operatör her birini inceliyor ve hepsinde “Kapat” düğmesini tıklıyor. Ayrıca bir yorum kutusu ve “Yukarıya ilet” yazan bir düğme de bulunmaktadır.
Yukarıya iletilmiş bir uyarı, ikinci sıraya gönderilir ve burada bir sevk ekibi, uyarı türüne ve müşterinin talimatlarına göre müdahaleyi koordine eder. Bazen bu, sahadaki güvenlik görevlisine mesaj atarak aylakları uzaklaştırmak anlamına gelir. Diğer zamanlarda ise şüpheli bir suçluyu tutuklamak için polisi aramak anlamına gelir.
Nichol, Güney Afrika Polis Teşkilatı’nın (SAPS) suç faaliyetleriyle bağlantılı araçlar için tuttuğu bir veri tabanından bilgi çeken bir aranan araç uyarısına işaret ediyor. SAPS’nin uyarıya yanıt vermek ve failleri yakalamakla görevli güvenlik görevlilerine yazdığı yorumlarda şunları okuyor: “Bu araçlara dikkat etmeniz çok önemli. Çok sayıda ev baskını ve cinayete karışmışlar ve çok tehlikeliler. Yüksek kalibreli silahlar kullanıyorlar ve ateş etmekten çekinmeyeceklerdir. Güvenlik şirketinizi ve SAPS’yi DERHAL arayın.”
Vumacam abonelik tabanlı bir model kullanıyor: Özel güvenlik sektörü düzenleyicisine kayıtlı kuruluşlar ile SAPS ve büyükşehir polis departmanları, Proof 360 platformu içindeki istedikleri kamera görüntü kümesine erişim kiralayabiliyor. Şirket, 2019 yılında kamera başına aylık 730 Güney Afrika randı (yaklaşık 50 dolar) ücret alıyordu. En son fiyatlandırması hakkında bilgi vermeyi ise reddetti.
Vumacam’ın abonelerinin büyük çoğunluğunu bugüne kadar, silahlı güvenlik görevlilerinden okullar, işletmeler ve yerleşim bölgeleri de dâhil olmak üzere çok çeşitli müşterilere izleme hizmeti sunan AI Surveillance gibi özel güvenlik şirketleri oluşturdu. Plan başından beri buydu: Vumacam CEO’su Croock, Vumacam’ı kurduktan kısa bir süre sonra Nichol ile birlikte AI Surveillance’ı kurdu ve ardından diğer Vumacam müşterileriyle çıkar çatışması yaşamamak için bu projeden ayrıldı.
Günümüzde Vumacam aboneliği, Johannesburg’un daha varlıklı banliyölerinde ve ticari bölgelerinde faaliyet gösteren güvenlik şirketleri için fiili bir standart haline geldi. Ülkenin Vumacam’ı ilk benimseyen banliyölerinden biri olan Craighall Park’ta yaşayan Ryan Roseveare, “Kamuya açık alan güvenliği sağlayıcısının kameralar olmadan etkili bir şekilde kamu güvenliğini sağlayabileceğini düşünmüyorum” diyor.
Bu özel güvenlik şirketleri, aynı yasal yetkilere sahip olmamalarına rağmen, genellikle polisle ilişkilendirilen görevlerin büyük bir bölümünü üstleniyorlar. Güney Afrika’da 1.100’den biraz fazla polis karakolu ve 180.000’den fazla personel bulunurken, 11.372 kayıtlı güvenlik şirketi ve 564.540 aktif olarak çalışan güvenlik görevlisi var; bu sayı polis ve ordunun toplamından daha fazla.
Bu dengesizlik, apartheid rejiminin bir kalıntısıdır. 1970’lerin sonlarında, iktidardaki Ulusal Parti, siyasi çıkarlarını korumak ve hükümete karşı yaygın ayaklanmaları kontrol altına almak için polisi görevlendirdi. Bu görevler, gerçek polis çalışmalarının önüne geçti ve özel sektör oyuncuları için bir fırsat yarattı.
Daha sonra, zaten yetersiz kaynaklara sahip polis gücü, apartheid sonrası reformun bir koşulu olarak daha da küçültüldü. Ülkenin şaşırtıcı suç oranlarıyla birlikte özel güvenlik sektörü de hızla büyüdü. Güney Afrika, geçen mali yılda kişi başına düşen cinayet sayısında ABD’nin dört katından fazla bir rakama ulaştı.
Hükümet politikası, toplulukları ve polisi bu özel kuruluşlarla iş birliği yapmaya teşvik etti. Ancak sonuç, giderek daha askeri bir özel güvenlik sektörünün evrimi oldu. Johannesburg’da bir tur attığınızda, bu paramiliter birlikleri her yerde görebilirsiniz: taktik araçlarda üniformalı adamlar, büyük silahlar taşıyorlar. Gerçek polisten çok daha yaygınlar. Aradaki fark, kamu yararına değil, para ödeyen müşterilere hizmet etmeleridir.
Hükümet, sahada yeterli sayıda güvenlik önlemi sağlamada başarısız olduğu gibi, özel vatandaşların ve işletmelerin gözetim taleplerini karşılamada da yetersiz kaldı. Johannesburg’da ilk kameralar 2009 yılında kuruldu ve şehir yetkililerine göre bugün sayıları 574’e ulaştı. Ancak şehir, çalışmayan kameralarla ilgili medya haberleriyle boğuşuyor. Nkosi’nin belirttiğine göre, akıllı şehir girişiminin bir parçası olarak 2017’de Vilakazi Caddesi’ne kurulan 25 kamera bile artık yok.
Vumacam bu pazar boşluğunu doldurdu: CEO’su Croock, Johannesburg’un güvenlik sektörünün bir ürünü olup, daha önce daha varlıklı banliyölerde özel bir devriye ve izleme hizmeti sağlamıştı. Fiber internetin yaygınlaşmasıyla birlikte, güvenlik şirketlerinin sunduğu hizmetlere internet bağlantılı kameralar ve YZ analitiği ekleme fırsatını gördü.
Vumacam, donanım tedariki için Çinli Hikvision ve İsveçli Axis Communications şirketleriyle, yazılım tedariki için ise iSentry ve Danimarka merkezli popüler bir video gözetim yönetim aracı olan Milestone ile ortaklık kurdu. Buradan hareketle, daha varlıklı yerleşim bölgelerinde devriye gezen özel kuruluşlarla iş birliği yaparak, Johannesburg’un fiber ağı üzerine istedikleri yerlere yüksek çözünürlüklü kameralar yerleştirdi.
Anlaşmanın kendi tarafında ise Vumacam, düzenli bakım, yüksek çalışma süresi ve görüntülerin 30 güne kadar saklanmasını vaat etti; bu süre zarfında yetkililer ve hukuk temsilcileri, suç soruşturmalarında delil olarak kullanmak üzere daha kalıcı bir kopya talep edebileceklerdi. Mart 2021 itibarıyla 50 güvenlik şirketi hizmetine abone olmuştu. Vumacam, bugün kaç müşterisi olduğunu açıklamayı reddetti.
Şirket son zamanlarda alışveriş merkezlerinde, ofis binalarında ve hatta insanların evlerinde de kullanım alanı bulmayı hedefliyor. Bu alanlara kendi kameralarını yerleştirmiyor, ancak müşteriler mevcut CCTV görüntülerini Proof 360’a bağlayarak kamu ve özel alanların kapsamlı güvenlik izlemesini sağlayabiliyorlar.
Bu pazar payını elde eden Vumacam, suç faaliyetleriyle mücadele etmek için artık yeni bir düzeyde merkezileştirme ve koordinasyon uygulamaya koyuyor. Şirket, sunduğu çözümü, suçluların suçu işledikleri andan itibaren şehrin neresine kaçmaya çalışırlarsa çalışsınlar onları takip etmenin bir yolu olarak tanıtıyor.
Proof 360 kullanıcıları, çalındığı bildirilen veya suç işlemek için kullanıldığından şüphelenilen araçları platformdaki kendi özel veritabanlarına veya tüm kullanıcıların birlikte çalışarak farklı yetki alanlarındaki araçları takip etmelerini sağlayan ortak bir veritabanına ekleyebilirler; araç kullanımının yoğun olduğu Johannesburg’da bu, yüz tanıma kadar hedef odaklı olabilir. Croock, “Özünde, kameralarımızdan birinde bir olay olabilir ve güvenlik şirketlerinin hepsi şimdi aynı aracı koordineli bir şekilde durdurmaya çalışıyor” diyor.
Vumacam, bu yaklaşımın polis soruşturmasını beklemekten kat kat daha hızlı olduğunu iddia ediyor. Kullanıcıların sisteme plaka numarası eklemeden önce suç raporu vermeleri ve polisten dava numarası almaları gerekmiyor. Vumacam’ın ürün yazılım yöneticisi Kelly de Ricquebourg, “Ya silahlı bir soygun az önce gerçekleştiyse?” diyor. “Bu plakayı sisteme girip 10 dakika içinde onları yakalayabileceğim. Polisten dava numarası almak 10 dakikamı almıyor. Bu işlem 48 saate kadar sürebiliyor.”
Paylaşımlı veritabanındaki bir plakanın 48 saat sonra hala bir dosya numarası yoksa otomatik olarak silindiğini ekliyor. Ancak bu temizliğin ne kadar titizlikle yapıldığı konusunda şeffaflık veya kamuoyu hesap verebilirliği mekanizması yok; aynı süreç her kullanıcının özel veritabanında saklanan plakalara da uygulanmıyor, yani herhangi bir plaka numarası herhangi bir doğrulama yapılmadan eklenebiliyor. Sonuç olarak, araçlar hatalı veya yasa dışı nedenlerle izlenebilir ve durdurulabilir.
Bu tür yakalamalar güvenlik şirketleri veya polis tarafından ya da ikisi arasındaki ortak operasyonlar sırasında gerçekleştirilebilir. Kendi sistemlerinin bürokrasisinden kaçınmak için, yani soruşturma dosyası açmak zorunda kalmamak için, polis bazen özel güvenlik şirketlerinden Vumacam’ın ağını kullanmalarını ister. Nichol, AI Surveillance hakkında şunları söylüyor: “Geçen hafta SAPS (Güney Afrika Polis Teşkilatı) yetkilileri kontrol odasında inceleme yaptı ve neler yaptığımızı gördü. Geçen yıl, Temmuz ortasında, bir polis memuru kameralara erişebilmek için tam bir günlüğüne geldi.”
Vumacam, kameralarının kurulmasından sonraki ilk yedi ay içinde Johannesburg’un ticari bir bölgesi olan Sandton Central Improvement District’te 97 aracın ele geçirilmesine ve 85 kişinin tutuklanmasına yardımcı olduğunu söylüyor. Croock, tutuklamaların mahkûmiyetle sonuçlanıp sonuçlanmadığına dair ayrıntılara “erişmediklerini” belirtiyor.
Vumacam, Proof 360 platformunda daha fazla uygulama geliştiriyor; bunlar arasında, farklı yerlerde aynı plaka numarasına sahip iki aracın tespit edilmesi anlamına gelen plaka kopyalama sistemi de bulunuyor. Ayrıca, üçüncü taraf geliştiricilerin kendi uygulamalarını ekleyip kullanıcılara dağıtabilmeleri için platformu açıyor.
Şirket, eş zamanlı olarak fiziksel altyapısını ülkenin geri kalanına da genişletiyor. Croock’un belirttiğine göre, şirket bu yılın sonlarında yeni bir modele geçecek; bu modelde müşteriler, yalnızca belirli kameralara değil, tüm kamera ağına erişim için sabit bir ücret ödeyecekler. Kurumlar yine de uyarıları kendi yetki alanlarıyla sınırlandırabilecek, ancak aynı zamanda ülkedeki herhangi bir görüntüyü de izleyebilecekler.
Yeni yaklaşım, Vumacam’ın yakınlarda ücretli müşteri olup olmamasına bakmaksızın direk ve kamera yerleştirmesine olanak tanıyacak. “Cep telefonu operatörünüze gittiğinizde, ‘Şuraya bir kule, buraya da bir kule istiyorum’ demezsiniz. ‘Kapsama alanı istiyorum’ dersiniz,” diyor.
De Ricquebourg, “Bu kapsama alanını sağladığımızdan emin olmalıyız,” diye ekliyor, “böylece araçların bu kameraları kaçırmasının veya sistemden saklanmasının hiçbir yolu kalmasın.”
Suç gerçek. Nkosi ile birlikte Rosebank’ta dolaştığımız ve akıllı telefonlarımızı kayıt cihazı olarak kullandığımız o gün, birkaç dakika arayla iki yoldan geçen kişi bizi uyardı. “Hanımefendi, buralarda dikkatli olmalısınız,” dedi biri. “O telefon gerçekten çok güzel. Onu çalacaklar ve siz de çok ağlayacaksınız,” dedi diğeri.
Bu sadece ufak tefek hırsızlık olayları değil—gerçi hem Nkosi hem de bu haberi hazırlayan Güney Afrika merkezli muhabir Heidi Swart, görüşmemizden sadece birkaç gün önce telefonlarını çaldırmışlardı. 2021 yılının son üç ayında, ülke genelinde polise cinayet, tecavüz, basit saldırı ve soygun gibi 165.000 şiddet içeren fiziksel suç bildirildi.
Şirketin ilk kurulumlarını yöneten Roseveare’e göre, bu nedenle aynı sakinler derneğine bağlı iki banliyö olan Craighall Park ve Craighall, Vumacam’ı ilk kullananlar arasında yer almaya hevesliydi. “Kameralar ilk kurulduğunda, topluluk kesinlikle kendini daha güvende hissetti,” diyor. Kameraların suçları caydırdığına inanıyor, ancak bunu istatistiklerle kanıtlamanın zor olacağını da kabul ediyor. “Güney Afrika’da suç oranı enflasyon gibi sürekli artıyor,” diyor; bu nedenle, kameraların etkisi suç oranındaki artışın yavaşlaması veya ortalama ciddiyetinin azalması şeklinde ortaya çıkacaktır.
Şu anda her iki bölgede de toplam 159 kamera bulunuyor; bunların 70’inde plaka tanıma özelliği mevcut ve tüm giriş-çıkış noktalarında ve ana kavşaklarda yer alıyorlar.
Ancak konuşmada, suçun neden var olduğu sorusu göz ardı ediliyor. Sanayi toplumları üzerine çalışan araştırmacılar, eşitsizliğin suçu tetiklediğini defalarca göstermiştir. Güney Afrika sadece dünyanın en eşit olmayan ülkesi olmakla kalmıyor, aynı zamanda bu eşitsizlik derinden ırksal bir nitelik taşıyor ve apartheid rejiminin mirasının bir parçası. Hükümetin son raporları, 2015 yılında ülkenin yarısının yoksulluk içinde yaşadığını ve bu kişilerin %93’ünün siyahi olduğunu gösteriyor.
Sonuç olarak, gözetim için ödeme yapabilecek imkânlara sahip olanlar çoğunlukla beyazlar, gözetim altında tutulma konusunda söz sahibi olmayanlar ise çoğunlukla siyahilerdir.
Tüm bunların yanı sıra, yüz tanıma ve anormallik tespiti gibi YZ araçları her zaman düzgün çalışmıyor ve sonuçlar eşit şekilde dağılmıyor. Yüz tanıma yazılımının yanlış tanımlama yapma olasılığı, görüntüler açık havada, kontrolsüz koşullar altında kaydedildiğinde önemli ölçüde artıyor ve bu risk özellikle siyahi insanlar için çok daha büyük.
Yale Hukuk Fakültesi’nde Güney Afrika gözetim endüstrisini inceleyen ve bu olgu hakkında ilk kez 2019’da Vice’da yazan misafir araştırmacı Michael Kwet, kameraların birçok yönden, hükümetin beyaz yerleşim bölgelerindeki siyahi insanların fiziksel hareketlerini sınırlamak için kullandığı, apartheid dönemi sistemi olan geçiş belgelerinin veya iç pasaportların dijital karşılığını yeniden yarattığını söylüyor. Sadece siyahi insanların geçiş belgelerini taşıması gerekiyordu; beyazlar serbestçe hareket edebiliyordu. Croock, bu tür iddiaların “suçla mücadelede teknolojinin başarılı olduğu yerlerde umut yerine korku yaratmak için kasıtlı olarak kamuoyunu yanıltmaya çalıştığını” söylüyor.
Bu arada, kamu güvenliğinin özelleştirilmesi, aynı paranın kitlesel gözetim için harcanmaması durumunda nasıl değerlendirilebileceği konusundaki tartışmaları gölgede bıraktı: Suya, kanalizasyona, elektriğe, sağlık hizmetlerine, eğitime ve gençlerin istihdamına erişimin iyileştirilmesi, böylece suçun körüklediği yoksulluğun azaltılması. Şirketler bunun yerine bir iş fırsatı görüyor.
Nkosi, “Esasen kamusal alanları ve kamusal yaşamı paraya çeviriyorlar” diyor.
Croock, “Vumacam’ın teknolojisi suçu önleme amacıyla geliştirilmiştir ve bu nedenle kitlesel gözetim yeteneğine veya amacına sahip değildir” diyor. “Alıntılanan sözde ‘aktivistlerin’ endişeleri, kasıtlı olarak kötü niyetli, iftira niteliğinde ve gerçekle hiçbir ilgisi olmayan propaganda olarak değerlendirdiğimiz iddialardır.”
Pandemi sırasında suç oranları geçici olarak azalmış olsa da, yeniden patlama gösterdi. Görüşme yaptığımız birçok şirket, bunun gözetim teknolojilerine daha fazla yatırım yapılmasını haklı çıkardığını savunuyor. Croock, “Suça odaklanmış gözetim altyapısı, istihdam sağlama ve yoksulluğu azaltma açısından kritik öneme sahip olan yatırımı ve ekonomik büyümeyi engelleyen suçu kontrol altına almak, önlemek ve anlamak için çok önemlidir” diyor.
NEC XON’un gözetim ve analitikten sorumlu iş birimi lideri Jan Erasmus, “Doğru şekilde kurulan ve çözümlerin bir parçası olarak analitik özelliklere sahip gözetim teknolojilerinin, reaktif olmaktan ziyade proaktif bir yaklaşımla, suç faaliyetleri üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğunu gördük” diye ekliyor.
Erasmus, güvenlik firmalarının şüpheli suçluları tespit etmek için yüz tanıma yeteneklerini geliştirmek üzere çalıştığını söylüyor. Bu teknoloji, aranan kişilerin yüzlerinin bulunduğu bir veritabanını, gözetim görüntülerinden elde edilen yüzlerle karşılaştırmaya dayanıyor. Bir güvenlik sağlayıcısı olan Bidvest Protea Coin, gergedan ve deniz kulağı kaçakçılığından ATM bombalamalarına ve baz istasyonu bataryalarının çalınmasına kadar çeşitli suçlardan aranan 48.000 şüphelinin fotoğrafını kullanan bir sistemi uygulamak için NEC XON ile işbirliği yapıyor. Her iki şirket de sistemi güvenlik sektörünün geri kalanıyla, bankalar ve devlet kurumlarıyla paylaşmayı umuyor.
Ancak, daha önce de suç kaydı olmayan kişilerin yüz veritabanlarında yüz tanıma teknolojisinin kullanıldığı vakalar oldu. 2016 yılında, ülke genelindeki üniversitelerde ekonomik olarak dezavantajlı Siyahi öğrenciler yükseköğrenim ücretlerini protesto ettiğinde, NEC XON protestocuların yüzlerini WhatsApp ve sosyal medyada dolaşan fotoğraf ve videolardan topladı; ardından bunları üniversitelerin öğrenci kimlik fotoğraflarının bulunduğu veritabanlarıyla karşılaştırdı. Erasmus, amacın protestocuları durdurmak değil, öğrenci olup olmadıklarını belirlemek (çoğu öğrenci değildi, diyor) ve üniversite mülküne verilen zararı önlemek olduğunu söylüyor; bu zararın ülke genelinde toplam 786 milyon rand (52 milyon dolar) olduğu tahmin ediliyor.
Ancak beş yıl sonra, protestolar yeniden patlak verdiğinde, öğrenciler kendilerini suçlu gibi hissettiklerini söylediler. Witwatersrand Üniversitesi’nde hukuk öğrencisi ve aktivist olan 19 yaşındaki Ntyatyambo Volsaka’ya göre, polis isyan teçhizatı, göz yaşartıcı gaz ve plastik mermilerle geldi ve sözde “kanıt” toplama amacıyla öğrencileri yakın mesafeden açıkça filme aldı.
“Herkesin eğitim almasını sağlamaya çalışıyoruz,” diyor, “ama polis bize hayvan gibi davranıyor.” Erasmus, NEC XON’un 2021 protestoları sırasında polise gözetim konusunda yardımcı olmadığını söylüyor.
Aynı şirketler dünyanın dört bir yanında gözetim sistemleri kuruyor. Güney Afrika, yalnızca yüksek büyüme potansiyeli olan bir pazar değil, aynı zamanda teknolojilerini mükemmelleştirmek için de ideal bir yer. Johannesburg merkezli Axis Communications’ın satış mühendisi Kyle Dicks, “YZ Avrupa’da, Amerika’da ve tüm bu yerlerde geliştirildiğinde, Güney Afrika genellikle test edilecek yerdir” diyor.
Vumacam’ın sessizce genişleyen kamera ağı, Şubat 2019’da piyasaya sürülmesinden bu yana çok az direnişle karşılaştı.
Ancak geçen yıl, gizlilik haklarının beklenmedik bir savunucusundan itiraz geldi: Johannesburg Yollar Kurumu (JRA). Bu kurum, belediye kaldırımlarına yapı kuranların trafiği engellememesini veya elektrik kablolarına ya da su şebekesine zarar vermemesini sağlamakla görevlidir. Vumacam’ın kameraları kamuya açık kaldırımlardaki özel direklere monte edildiği için, şirketin JRA’nın onayı gerekiyordu.
Her şey yolunda gidiyordu ki, JRA aniden Vumacam’a yeni izinler vermeyi reddetti ve şirketin kameraları halkı “gözetlemek” için kullanacağını öne sürdü. Kurum, belediye gözetleme kameralarını düzenleyecek bir çerçeve yayınlayana kadar işlem yapmayacağını açıkladı. Vumacam, kurumu mahkemeye verdi.
Sonuçta JRA davayı kaybetti, ancak gizlilik tartışmasını kaybetmedi. Yargıç, JRA’nın görevinin insan haklarını korumak değil, yol altyapısının bütünlüğünü korumak olduğuna hükmetti. Ancak mahkeme, konunun karmaşıklığını göz önünde bulundurarak, iddia edilen gizlilik ihlali konusunda karar vermekten kaçındı.
O zamandan beri, sivil toplum örgütlerinden başka bir dava açılmadı ve kamu alanlarındaki gözetleme kameralarını veya yüz tanıma gibi eşlik eden analiz sistemlerini özel olarak düzenleyen bir yasa da çıkarılmadı. Nkosi, halkın daha acil sorunlarla meşgul olduğunu söylüyor: “İnsanlar bir sonraki işlerini nereden bulacakları, yiyeceklerini nereden temin edecekleri ve ülkedeki siyasi istikrarsızlık konusunda endişeli. Halkımızı gözetlemenin tehlikelerini ve demokratik bir toplumda ne anlama geldiğini anlamaları için yeterince eğitmedik.”
Ancak davanın gündeme getirdiği sorular daha da acil bir hal aldı. Küresel gözetim endüstrisi her zaman sınırlar ötesinde düşünce alışverişinde bulunmuştur. Washington Üniversitesi’nde doktora adayı olan Os Keyes’e göre, yüz tanıma gibi modern gözetim teknolojilerinin ilk büyük finansörü olan ABD hükümeti, standartları ve tedarikçi sıralamaları aracılığıyla bu teknolojilerin yönünü şekillendiren en önemli kurum olmaya devam ediyor.
Güney Afrika’da kullanılan teknolojilerin çoğu bu etki altında ortaya çıktı ve ABD pazarı göz önünde bulundurularak gelişmeye devam etti. Şimdi hem teknoloji hem de ideoloji tekrar o yöne doğru akmaya başlıyor.
Örneğin, AI Surveillance, ABD’de güvenlik kamerası görüntülerini Johannesburg’daki kontrol odasına ve izleme personeline iletecek müşteriler bulmak istiyor. CEO Nichol, daha düşük yerel ücretlerin şirkete rekabet avantajı sağlayacağını ve Güney Afrika pazarındaki güvenlik yönetimi deneyiminin de fayda sağlayacağını düşünüyor. “ABD, donanım ve kayıt konusunda daha ileri düzeyde; daha fazla kamera var ve daha fazla görüntü kaydı depolanıyor,” diyor. “Güney Afrika ise, zorunluluktan dolayı, görüntü akışının analizi ve sevkiyat konusunda daha ileri düzeyde.”
Vumacam, modelini diğer pazarlara da uyarlamaya başladı. Nijerya’ya girerek, kendi direklerini dikmek yerine, mevcut altyapı üzerine (örneğin baz istasyonlarına) kameralar yerleştiriyor. ABD ve İngiltere gibi mevcut CCTV kamera ağlarının bulunduğu diğer yerlerde ise Proof 360 platformunun satışına odaklanabilir. “Bir şeylerin peşinde olduğumuzu düşünüyoruz,” diyor Croock. “Küresel ölçekte büyük hedeflerimiz var.”
Gözetim sektörünün geri kalanının da platform tabanlı bir yaklaşıma doğru ilerlediğine dair işaretler var. Proof 360’ın temelini oluşturan video yönetim aracı Milestone, benzer şekilde herkesin yazılımı için yüz ve plaka tanıma gibi YZ uygulamaları geliştirmesine olanak tanıyor. ABD ve Güney Afrika’da ofisleri bulunan ve yakın zamanda kendi platformunu piyasaya süren Axis Communications da aynı şeyi yapıyor.
NEC XON’un ana şirketi olan NEC, bu yıl hükümet kurumlarının izleme listelerini Vumacam’ın plaka veritabanlarını merkezileştirme yöntemine benzer şekilde birleştirmelerine olanak tanıyan NEC Nexus adlı yeni bir ürün piyasaya sürmeyi planlıyor. Nexus şu anda NEC’in canlı yüz tanıma konusunda en büyük pilot uygulamasını gerçekleştirdiği İngiltere’de deneme aşamasında ve yakında küresel olarak kullanıma sunulacak, ancak Erasmus’un belirttiğine göre Güney Afrika’da uygulanmasına dair şu anda herhangi bir plan bulunmuyor.
Nkosi, bundan sonra neler olabileceğinden endişe duyuyor. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerin, kamu güvenliği bahanesiyle bu gelişmeleri benimsediğini ve kaçınılmaz olarak aktivistlerin ve sivillerin kitlesel gözetimi için genişlettiğini, ABD’deki Black Lives Matter hareketi ve Çin’deki Uygur azınlığı gibi hedeflerin de bu kapsamda olduğunu gözlemledi.
“Sonuçta devlet bu özel şirketlerle iş birliği yapacak, çünkü devletin bu kadar büyük ve karmaşık bir güvenlik kamerası ağını işletme kapasitesi yok,” diyor. “Benim için daha büyük tehlike bu.”
Nitekim Güney Afrika, her yerleşik vatandaşın ve yabancı ziyaretçinin yüzünü içerecek ABIS adlı ulusal bir biyometrik kimlik veritabanı oluşturma sürecinde. Vumacam’ın ülke çapındaki gözetim ağındaki kamera yükseltmeleri ve yüz tanıma teknolojisinin genişletilmiş kullanımıyla birleştiğinde, ABIS bir gün hükümetin ülkedeki herkesin hareketlerini izlemesini sağlayabilir.
Croock, “Aktivistlerin, gazetecilerin ve iş insanlarının kötü niyetli kişiler tarafından yasa dışı bir şekilde takip edilmesinin (bazılarının ölümcül biçimde sonuçlanmasının) çok gerçek bir tehdit olduğunu hafife almıyoruz,” diyor. “Ancak, bireyleri gözetlemek için tasarlanmamış teknolojimiz veya sistemlerimiz kullanılarak insanlar ‘gözetim altında’ tutulamaz.”
Erasmus, “NEC XON, yüz tanıma teknolojisinin kullanımının her zaman etik kurallara uygun şekilde yapılmasını sağlayacaktır” diyor.
Rosebank’te yürümeye devam ederken, Nkosi kameraları saymaya başlıyor. Bir direğin üzerinde yedi tane. Karşı caddede üç tane. Başka bir direk üzerinde altı tane.
Evine döndüğünde, “Devlet şu anda bunun farkında olmayabilir, ama oraya doğru gidiyoruz,” diyor. “[Aktivizm ve protesto için] alanlar daralacak. Özel şirketler büyük kazançlar elde edecek.”
MIT Technology Review‘un YZ sömürgeciliği hakkındaki serisinin geri kalanını gelecek sayılarımızda okuyabilirsiniz.
https://www.technologyreview.