
Debashis Chakrabarti[*] / 20 Şubat 2026 / Çeviren: Nezih Kazankaya
Biyometrik veri tabanlarından bulut altyapılarına kadar, Küresel Güney yapay zekayı besleyen verileri üretiyor; ancak zenginlik, kontrol ve hesaplama egemenliği başka yerlerde kalıyor. Yeni imparatorluk toprak işgal etmiyor, bilgi işgal ediyor.
Bir zamanlar sömürgeci güçler baharat, pamuk, kauçuk ve altın arayışında okyanusları aşardı. Bugün gemilere ihtiyaçları yok. Sunuculara ihtiyaçları var.
21.yüzyılda, yeryüzündeki en değerli ham madde artık petrol değil. Veri. Ve bu verinin büyük bir kısmı -sessizce, sürekli olarak- Küresel Güney’den çıkarılıyor.
Bu, klasik anlamda sömürgecilik değil. Valiler yok, resmi ilhaklar yok, imparatorluk bayrakları yok. Ama sömürü var. Asimetri var. Ve başka yerlerde birikim var. Akademisyenler bu olguyu giderek artan bir şekilde veri sömürgeciliği olarak tanımlıyor: insan yaşamının, veriyi üreten topluluklardan uzakta tasarlanmış ve kontrol edilen dijital altyapılar aracılığıyla sistematik olarak ele geçirilmesi ve ticarileştirilmesi.
Burada söz konusu olan sadece bilginin gizliliği değil, egemenliktir.
Yeni Hammadde
Yapay zeka, çok büyük miktarda veriye bağlıdır. Girdilerin çeşitliliği ne kadar fazla olursa, tahmin modeli de o kadar güçlü olur. Afrika, Asya ve Latin Amerika’da milyarlarca insan artık akıllı telefonlar, sosyal medya platformları, dijital ödemeler ve biyometrik kimlik sistemleri aracılığıyla küresel dijital ekosistemlere katılıyor. Her tıklama, kaydırma, arama ve konum bildirimi bir iz haline geliyor. Her iz, eğitim materyali oluyor.
Küresel Güney muazzam miktarda davranışsal veri üretirken, bu verileri ekonomik güce dönüştüren bulut sunucuları, yapay zeka laboratuvarları ve sermaye piyasaları büyük ölçüde Küresel Kuzey’de ve giderek artan bir şekilde Çin’de yoğunlaşmış durumda.
Altyapıyı ele alalım. Kıtaları birbirine bağlayan denizaltı kabloları genellikle yabancı teknoloji şirketlerine aittir veya onlar tarafından finanse edilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerdeki devlet kurumlarına ve özel firmalara hizmet veren bulut hizmetleri sıklıkla dış sağlayıcılara bağımlıdır. Yerel diller ve davranışlar üzerine eğitilmiş yapay zeka modelleri genellikle başka yerlerde genel merkezi bulunan çokuluslu şirketlere aittir.
Bu eğilim çok açık: işlenmemiş bilgi dışa doğru akarken, değer ise içe doğru birikiyor.
Bu, yeni bir biçimde sunulan tanıdık bir hikâye.
Dijital Kimlik ve Ölçek Politikaları
Hindistan’ın Aadhaar biyometrik kimlik sistemi, şu anda bir milyardan fazla kişiyi kapsıyor ve yönetimde teknolojik bir atılım olarak nitelendiriliyor. Sosyal yardım dağıtımı, bankacılık ve kamu hizmetleri için dijital kimlik doğrulamayı mümkün kılıyor. Ancak aynı zamanda insanlık tarihinin en büyük biyometrik veri tabanlarından birini de merkezileştiriyor.
Aadhaar yerel olarak yönetilse de, daha geniş bir küresel eğilimin örneğini oluşturuyor: Küresel Güney’deki nüfus, standartları, mimarileri ve kurumsal ortaklıkları genellikle küresel teknoloji ekosistemleri tarafından şekillendirilen algoritmik altyapılar içinde büyük ölçekli veri özneleri haline geliyor.
Kenya, Nijerya ve Latin Amerika’nın bazı bölgelerindeki biyometrik sistemler de benzer şekilde uluslararası tedarikçilere ve bulut altyapılarına bağlıdır. Bu sistemler verimlilik ve kapsayıcılık vaat ediyor. Ancak aynı zamanda dış teknolojik çerçevelere olan bağımlılığı da derinleştirerek acil soruları gündeme getiriyor: Verilerin sahibi kim? Kullanımından kim kâr elde ediyor? Üzerine kurulu algoritmaları kim yönetiyor?
Kimlik ulusal ölçekte dijitalleştiğinde, egemenlik yazılımla iç içe geçer.
Platform Emperyalizmi
Sosyal medya platformları, veri sömürgeciliğine farklı bir bakış açısı sunuyor. Meta, Google ve TikTok gibi şirketler sadece iletişim araçları sağlamakla kalmıyor; küresel davranış kalıplarını toplayıp reklam verenlere ve siyasi aktörlere satılan tahmine dayalı ürünler haline getiren devasa algoritmik sistemler işletiyorlar.
Küresel Güney’deki kullanıcılar bu sistemde pasif tüketiciler değil, aktif veri üreticileridir. Ancak dikkatlerinden ve davranışsal içgörülerinden elde edilen ekonomik getiriler nadiren orantılı bir şekilde yerel ekonomilere geri döner.
Bunun yerine, platform kapitalizmi kârı merkezileştirirken toplumsal maliyeti dışsallaştırır.
Örneğin, küresel platformlar için içerik denetimi genellikle Filipinler veya Kenya gibi ülkelerdeki çalışanlara dış kaynak olarak yaptırılıyor; bu kişiler, mütevazı bir ücret karşılığında şiddet içeren veya aşırılıkçı içerikleri incelemenin psikolojik yükünü üstleniyorlar. Burada, algoritmik yönetimi sürdüren emek bile tanıdık bir sömürgeci modeli yansıtıyor: değerin sömürülmesi, riskin dış kaynak olarak kullanılması.
Dilsel ve Kültürel Asimetriler
Yapay zeka sistemleri, özellikle Küresel Güney’de konuşulan ve kaynakları kısıtlı dillerde sıklıkla yetersiz performans sergiliyor. Nefret söylemi tespit araçları, otomatik moderasyon sistemleri ve içerik öneri motorları, baskın küresel diller dışındaki dilsel ince ayrımları anlamakta genellikle başarısız oluyor.
Sonuç iki ucu keskin bir kılıç gibidir. Bazı bağlamlarda, yerel dillerdeki aşırılıkçı veya kışkırtıcı içerikler, tespit sistemlerinin yetersiz eğitilmesi nedeniyle denetlenmeden yayılır. Diğerlerinde ise, modeller kültürel bağlamdan yoksun olduğu için meşru konuşmalar yanlışlıkla işaretlenir veya sansürlenir.
Her iki senaryo da dengesiz bir dijital düzeni yansıtıyor: Egemen pazarlar için optimize edilmiş, ancak çevre bölgelere –kusurlu bir şekilde– uyarlanmış teknolojik mimariler.
Küresel Güney, tasarım ve yönetişimde eşit katılımcı olmaktan ziyade, bir test alanı ve veri kaynağı haline geliyor.
Jeopolitik Olarak YZ
Veri sömürgeciliği yalnızca şirketlerle sınırlı değil, aynı zamanda jeopolitik bir boyuta da sahip.
Gelişmiş YZ yeteneklerine sahip ülkeler, veri erişimini giderek daha stratejik bir varlık olarak görüyor. Yeni nesil YZ modellerinin eğitilmesi, devasa veri kümeleri gerektiriyor. Gelişmekte olan pazarlara açılmak sadece bir iş kararı değil; aynı zamanda teknolojik bir zorunluluktur.
Bu gerçeklik, küresel güç dengesinde yeni bir eksen yaratıyor. YZ altyapısını ve yarı iletken tedarik zincirlerini kontrol eden ülkeler, otomasyonun, askeri sistemlerin, finans piyasalarının ve kamu bilgi ekosistemlerinin geleceğini şekillendiriyor.
İşlem gücünü kontrol etmeden veri sağlayanlar, bağımlı kalma riskiyle karşı karşıyadır.
19.yüzyıl, deniz yolları ve endüstriyel makineler üzerindeki kontrolle tanımlanmıştı. 21. yüzyıl ise veri hatları ve hesaplama altyapısı üzerindeki kontrolle tanımlanabilir.
Egemenlik Sorunu
Bazı politika yapıcılar çözümün veri yerelleştirmesinde yattığını, yani verilerin ulusal sınırlar içinde depolanmasını gerektirdiğini savunuyor. Diğerleri ise yeniliği teşvik etmek için açık dijital ticaret anlaşmalarını savunuyor. Ancak sorun, depolama konumundan daha derine iniyor.
Gerçek dijital egemenlik en az üç bileşeni içerir:
- Altyapı sahipliği — bulut bilişim ve YZ araştırmalarında yerli kapasite.
- Düzenleyici yetki — algoritmik sistemleri denetleme ve yönetme yeteneği.
- Ekonomik karşılıklılık — yerel verilerden elde edilen değerin yerel topluluklara fayda sağlamasını güvence altına almak.
Bu unsurlar olmadan, veri açısından zengin toplumlar, dijital olarak bağlantılı olsalar bile, ekonomik ve politik olarak bağımlı kalabilirler.
Çıkarma İşleminin Ötesinde
Dijital alışverişin tamamını sömürü olarak göstermek basitleştirici olurdu. Teknoloji, Küresel Güney’de finansal kapsayıcılığı, eğitime erişimi ve sivil seferberliği güçlendirdi. Ancak dijital kapitalizmin mimarisi tarafsız değildir.
Egemen mantık sömürü olduğunda—insan deneyimi uzak sermaye için öngörülebilir bir fazlalığa dönüştürüldüğünde—sömürgecilikle olan tarihsel yankıyı görmezden gelmek zorlaşır.
Veri sömürgeciliği kendini fetihle duyurmaz. Kolaylık, bağlantı ve yenilik olarak ortaya çıkar.
Ancak temel soru şu: Dijital geleceğin sahibi kim?
Bir Dönüm Noktası
Küresel Güney’in de etki gücü yok değil. Brezilya, Hindistan ve Güney Afrika gibi ülkeler, çok taraflı forumlarda dijital politika tartışmalarını giderek daha fazla şekillendiriyor. Afrika Birliği, veri yönetişimi çerçevelerini geliştirdi. Latin Amerika ve Asya’daki sivil toplum örgütleri, algoritmik sistemlerde şeffaflık talep ediyor.
Veri sömürgeciliğine karşı mücadele, özünde bir iktidar mücadelesidir.
Algoritmik Çağ, milyarlarca insanın veri ürettiği, ancak az sayıda kişinin bu verinin anlamını ve kârını belirlediği bir hiyerarşiyi mi pekiştirecek? Yoksa karşılıklılık ve ortak egemenliğe dayalı yeni bir dijital işbirliği modelini mi başlatacak?
Tarih, kontrolsüz bırakılan sömürünün yapıya dönüştüğünü göstermektedir.
21.yüzyılın imparatorluğu toprakları kontrol etmeyebilir. Bilgiyi kontrol edebilir.
Küresel Güney’in ve aslında tüm dünyanın karşı karşıya olduğu soru şu: YZ’nın geleceği sömürgeciliğin eşitsizliklerini tekrarlayacak mı, yoksa nihayet onları aşacak mı?
Sunucular zaten çalışmaya başladı. Veriler zaten akmaya başladı.
Henüz karar verilmemiş olan konu ise, nihayetinde anahtarların kimin elinde olduğudur.
[*]Debashis Chakrabarti, uluslararası bir medya bilimci ve sosyal bilimci olup, şu anda Uluslararası Politika ve Medya Dergisi’nin Baş Editörlüğünü yapmaktadır. 35 yıllık kapsamlı deneyimiyle, Silchar’daki Assam Üniversitesi’nde Profesör ve Dekan da dâhil olmak üzere önemli akademik görevlerde bulunmuştur. Akademiden önce, The Indian Express’te başarılı bir gazeteci olarak çalışmıştır. İngiltere, Orta Doğu ve Afrika’daki tanınmış üniversitelerde etkili araştırmalar yapmış ve dersler vermiştir; bu da medya bilimini ilerletmeye ve küresel diyaloğu teşvik etmeye olan bağlılığını göstermektedir.