Dijital Adalet!

Bettina Aumair ve Doris Vickers / 17 Haziran 2026 / Çeviren: Nezih Kazankaya

Dijital hümanizm, teknolojik gelişmeyi kâr güdülerinden çok toplumsal değerler ve insan gereksinimleri ile uyumlu hale getirmeyi amaçlar. Bunu başarmak için feminist bakış açısına da gereksinim duyar.

Artık biliyoruz ki algoritmalar sadece var olan ayrımcılığı yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda onu pekiştiriyor. Örneğin: ABD’de evli bir çift iki kredi kartına başvurdu; her ikisinin de net serveti aynıydı, ancak karısına kocasına göre yirmi kat daha düşük bir kredi limiti verildi. Algoritma, önceki verilerden yola çıkarak büyük kredileri esas olarak erkeklerin çektiğini ‘öğrenmişti’. Dolayısıyla ayrımcılık yapan YZ’nın kendisi değil, onun işlediği ve toplumsal eşitsizlikleri yansıtan verilerdir.

YZ’nın insanlar hakkında otomatik kararlar vermesi durumunda durum daha da ağır bir hal alıyor. Bu tür süreçler genellikle saydam değildir, çünkü birçok sistem aslında mantığını uzmanların bile zorlukla anlayabileceği kara kutulardır. Bu durum, Hollanda çocuk yardımı skandalında özellikle belirgindi. O olayda, hükümet başvuru sahiplerinin risk örüntülerini oluşturmak için algoritmalar kullandı. Yabancıya benzeyen adlar veya çifte vatandaşlık, algoritma tarafından dolandırıcılık belirtisi olarak tanımlandı. Sonuç olarak, çoğu zaman göç geçmişi olan çok sayıda düşük ve orta gelirli aile, yanlış bir biçimde suçlandı ve yasal olarak aldıkları yardımları geri ödemeye zorlandı. Algoritmalar bu nedenle yalnızca ayrımcı yapıları yeniden üretmekle kalmaz, aynı zamanda onları güçlendirebilir de.

YZ İçin Ayrımcılık Karşıtı Yasa

Biz insanlar düşünme ve düzeltme yeteneğine sahipken, YZ sistemleri ayrımcılık bilincinden yoksundur. Bu nedenle YZ sistemleri insan gözetimine gereksinim duyar ve otomatik kararlar eleştirel bir şekilde incelenmelidir. Algoritma kullanan kuruluşların da sorumluluğu vardır. Bu nedenle ayrımcılık karşıtı yasalar sadece insan etkileşimlerine değil, algoritmik sistemlere de uygulanmalıdır.

İşte tam bu noktada feminist bakış açıları devreye giriyor. Feminist teori, algoritmik önyargıların rastlantı olmadığını, tersine derin köklere sahip güç ve cinsiyet ilişkilerinin bir ifadesi olduğunu ortaya koyuyor. Veri kümeleri sistematik olarak kadınları, LGBTİ+ bireyleri veya göçmen kökenli insanları dezavantajlı duruma düşürdüğünde, bu sadece teknik bir sorunu değil, aynı zamanda belirli grupları yapısal olarak değersizleştiren bir toplumsal düzeni de yansıtıyor. Kesişimsellik veya durumsal bilgi üretimi gibi kavramlar, bu dışlama kalıplarını belirlemeye yardımcı oluyor.

Bu nedenle YZ’nın geliştirilmesi ve uygulanması yalnızca bilgisayar bilimcilerine bırakılmamalıdır. Hukuk etiği, sosyoloji ve toplumsal cinsiyet, queer, engellilik ve sömürgecilik sonrası çalışmalar sistematik olarak dâhil edilmelidir. Programlama ve veri işlemede çeşitli ekipler, önyargıları erken aşamada saptayıp azaltabilir.

Dijital Hümanizm

Peki, algoritmik ayrımcılıkla hangi temelde mücadele etmek istiyoruz? Bir temel, AB’nin önemli adımlar attığı Avrupa YZ Yasası gibi yasal çerçevelerle sağlanmaktadır. Ancak yalnızca mevzuat yeterli değildir. Düşük eşikli katılım biçimleri aracılığıyla, tüm nüfus dijital teknolojilerin şekillendirilmesine dâhil edilebilir. İşte tam da burada dijital hümanizm önem kazanıyor. Kendini, teknolojik yeniliği toplumsal değerlerle nasıl uzlaştırabileceğimiz sorusuna bir yanıt olarak görüyor. Bu terim, 2019 yılında Viyana Teknik Üniversitesi ve diğer Avrupa kurumlarının “Dijital Hümanizm için Viyana Manifestosu”nu yayınlamasıyla ortaya çıktı. Dijitalleşme ve YZ’nın sadece teknik olgular değil, aynı zamanda derinden toplumsal olgular olduğunu ve bunları etkin biçimde şekillendirmemiz gerektiğini vurguluyor.

Dijital hümanizmin temel hedefleri açıktır: Dijital teknolojiler, yalnızca ekonomik çıkarlar tarafından değil, insanların çıkarlarına hizmet etmeli ve gereksinimleri ve hakları doğrultusunda yönlendirilmelidir. Bu durum, YZ ve makine öğrenimi sistemlerini, şu anda endişe verici bir güç tekelini elde etmiş şirketlerin eline bırakmak yerine, demokratik bir kontrol mekanizmasıyla yönetmeyi daha da önemli hale getirmektedir. Tüm potansiyeliyle dijitalleşme, toplumsal eşitsizlikleri daha da kötüleştirmemeli, bunun yerine katılım, eğitim ve adalet için yeni fırsatlar yaratmalıdır.

Dijital hümanizm, teknolojinin etik, toplumsal ve siyasi sorunlardan ayrı olarak değil, insan hakları, demokrasi ve çeşitlilikle tutarlı bir şekilde geliştirilmesini ister. Teknolojilerin tarafsız olmadığını, tersine insan kararlarının sonucu olduğunu ve bu nedenle daha adil bir topluma doğru şekillendirilebileceğini hatırlatır. Ancak, demokratik eleştiriyi baltalamak amacıyla, OpenAI gibi dijital şirketler, yeni geliştirdikleri ürünleri kasıtlı olarak durdurulamaz bir ‘doğal güç’ olarak göstermeye çalışmaktadır.

Boş Laflardan Kaçının

Elbette, dijital hümanizmin de kendi sınırlamaları vardır. Avrupa merkezli, akademik ve ağırlıklı olarak erkek egemen bir bağlamda ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, kendini evrenselci olarak sunan ancak toplumsal perspektiflerin çeşitliliğini her zaman dikkate almayan bir geleneğin izlerini taşır. Bu biçimde, Avrupamerkezci ve seçkinci kalma riski taşır: demokrasiyi ve insan haklarını vurgulayan ancak cinsiyete dayalı, ırksallaştırılmış, ötekileştirilmiş veya sömürgecilik sonrası bağlamların boyutlarını göz ardı eden bir kavramdır.

Ayrıca, konunun çok soyut kalma riski de var. İnsan onuru ve demokratik hesap verebilirlik çağrıları önemli, ancak ayrımcılık, güvencesizlik ve dışlanmanın somut deneyimleriyle bağlantılı olmadıkları durumda, boş sloganlardan öteye geçmeme riski taşıyorlar. Önemli olan, hangi kişinin kastedildiği ve kimin bakış açılarının dikkate alınmadığıdır.

Dolayısıyla dijital hümanizm, toplumsal güç ilişkilerini kapsamlı bir şekilde analiz edebilmek için feminist, queer ve sömürgecilik sonrası araştırmalara gereksinim duymaktadır.

Feminist tartışmalarda bile sıklıkla göz ardı edilen bir bakış açısı, ham maddelerin çıkarılmasından çalışma koşullarına ve çevresel adalet sorunlarına kadar küresel tedarik zincirlerinin eleştirel bir şekilde incelenmesidir.

İşte tam da burada bir fırsat yatıyor: Dijital Hümanizmi, bu tür bakış açılarına açarsak ve sadece normatif yönergeler oluşturmakla kalmayıp, aynı zamanda güç ve eşitsizlik sorunlarını da tutarlı bir şekilde ele alırsak, yaşayan bir proje haline getirebiliriz. Dijital hümanizm ancak geniş bir yelpazedeki deneyimleri ve siyasi mücadeleleri yapısına katarak sağlam bir temele oturabilir ve teknolojik gelişmeyi toplumsal değişimle birleştiren bir araç haline gelebilir.

Bu makale Avusturya feminist aylık dergisi an.schläge’de Almanca olarak yayımlanmıştır , Sayı VI/2025.

 

https://transform-network.net/blog/analysis/digital-justice/

 

Scroll to Top